Süper ''Sağ Tuş '' Esprileri | Komik Resimler












Çocuk haklarına dair sözleşme Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından "20 Kasım 1989" tarihinde kabul edilmiştir.
Metin
ÖNSÖZ
Bu Sözleşmeye Taraf Devletler:
Birleşmiş Milletler Andlaşmasında ilân edilen ilkeler uyarınca insanlık
ailesinin tüm üyelerinin, doğuştan varlıklarına özgü bulunan haysiyetle
birlikte eşit ve devredilemez haklara sahip olmalarının tanınmasının,
dünyada özgürlük, adalet ve barışın temeli olduğunu düşünerek,
Birleşmiş Milletler halklarının, insanın temek haklarına ve bireyin, insan olarak taşıdığı haysiyet ve değere olan kesin inançlarını Birleşmiş Milletler Andlaşmasında bir kez daha doğrulamış olduklarını ve daha geniş bir özgürlük ortamında toplumsal ilerleme ve ve daha iyi bir yaşam düzeyi sağlama yolundaki kararlılıklarını hatırda tutarak,
Birleşmiş Milletlerin, İnsan Hakları Evrensel Bildirisinde ve Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmelerinde herkesin, bu metinlerde yeralan hak ve özgürlüklerden ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka görüş, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğuştan veya başka durumdan kaynaklanan ayırımlar dahil, hiçbir ayırım gözetilmeksizin yararlanma hakkına sahip olduklarını benimsediklerini ve ilân ettiklerini kabul ederek,
Uluslararası İnsan Hakları Evrensel Bildirisinde, Birleşmiş Milletlerin, çocukların özel ilgi ve yardıma hakkı olduğunu ilân ettiğini anımsayarak,
Toplumun temel birimi olan ve tüm üyelerin ve özellikle çocukların gelişmeleri ve esenlikleri için doğal ortamı oluşturan ailenin toplum içinde kendisinden beklenen sorumlulukları tam olarak yerine getirebilmesi için gerekli koruma ve yardımı görmesinin zorunluluğuna inanmış olarak,
Çocuğun kişiliğinin tam ve uyumlu olarak gelişebilmesi için mutluluk, sevgi ve anlayış havasının içindeki bir aile ortamında yetişmesinin gerekliliğini gözönünde bulundurarak,
Çocuğun toplumda bireysel bir yaşantı sürdürebilmesi için her yönüyle hazırlanmasının ve Birleşmiş Milletler Andlaşmasında ilân edilen ülküler ve özellikle barış, değerbilirlik, hoşgörü, özgürlük, eşitlik ve dayanışma ruhuyla yetiştirilmesinin gerekliliğini gözönünde bulundurarak,
Çocuğa özel bir ilgi gösterme gerekliliğinin, 1924 tarihli, Cenevre Çocuk Hakları Bildirisinde ve 20 Kasım 1959 tarihinde Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Kurulunca kabul edilen Çocuk Hakları Bildirisinde belirtildiğini ve İnsan Hakları Evrensel Bildirisisinde, Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi nde (özellikle 23 ve 24 üncü maddelerinde) ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmede (özellikle 10 uncu maddesinde) ve çocukların esenliği ile ilgili uzman kuruluşların ve uluslararası örgütlerin kurucu ve ilgili belgelerinde tanındığını hatırda tutarak,
Çocuk Hakları Bildirisin de belirtildiği gibi "çocuğun gerek bedensel gerek zihinsel bakımdan tam erginliğine ulaşmamış olması nedeniyle doğum sonrasında olduğu kadar, doğum öncesinde de uygun yasal korumayı da içeren özel güvence ve koruma gereksiniminin bulunduğu nu hatırda tutarak,
Ulusal ve uluslararası düzeyde çocukları aile yanına yerleştirme ve evlat edinmeye de özel atıfta bulunan Çocuğun Korunması ve Esenliğine İlişkin Toplumsal ve Hukuksal İlkeler Bildirisi; Çocuk Mahkemelerinin Yönetimi Hakkında Birleşmiş Milletler Asgari Standart Kuralları (Beijing Kuralları) ve Acil Durumlarda ve Silahlı Çatışma Halinde Kadınların ve Çocukların Korunmasına İlişkin Bildirinin hükümlerini anımsayarak ,
Dünyadaki ülkelerin tümünde çok güç koşullar altında yaşayan ve bu nedenle özel bir ilgiye gereksinimi olan çocukların bulunduğu bilinci içinde,
Çocuğun korunması ve uyumlu gelişmesi bakımından her halkın kendine özgü geleneklerinin ve kültürel değerlerinin taşıdığı önemi gözönünde tutarak,
Her ülkedeki, özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki çocukların yaşama koşullarının iyileştirilmesi için uluslararası işbirliğinin taşıdığı önemin bilincinde olarak,
Aşağıdaki kurallar üzerinde anlaşmaya varmışlardır.
1.KISIM
Madde 1
Bu sözleşme uyarınca çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken
yaşta reşit olma durumu hariç, onsekiz yaşına kadar her insan çocuk
sayılır.
Madde 2
1. Taraf
Devletler, bu Sözleşmede yazılı olan haklar kendi yetkileri altında
bulunan her çocuğa, kendilerinin, ana babalarının veya yasal
vasilerinin sahip oldukları,ırk, renk, cinsiyet,dil, siyasal ya da
başka düşünceler, ulusal, etnik ve sosyal köken, mülkiyet sakatlık,
doğuş ve diğer statüler nedeniyle hiçbir ayrım gözetmeksizin tanır ve
taahhüt ederler.
2. Taraf Devletler, çocuğun ana-babasının, yasal vasilerinin veya ailesinin öteki üyelerinin durumları, faaliyetleri, açıklanan düşünceleri veya inançları nedeniyle her türlü ayırıma veya cezaya tabi tutulmasına karşı etkili biçimde korunması için gerekli tüm uygun önlemi alırlar.
Madde 3
1.
Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari
makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları
ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.
2. Taraf Devletler, çocuğun ana-babasının, vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de gözönünde tutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alırlar.
3. Taraf Devletler, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların, hizmet faaliyetlerin özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı ve uygunluğu ve yönetim yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulan ölçülere uymalarını taahhüt ederler.
Madde 4:
Taraf Devletler, bu Sözleşmede tanınan hakların uygulanması amacıyla
gereken her türlü yasal, idari ve diğer önlemleri alırlar. Ekonomik,
sosyal ve kültürel haklara ilişkin olarak, Taraf Devletler eldeki
kaynaklarını olabildiğince geniş tutarak, gerekirse uluslar arası
işbirliği çerçevesinde bu tür önlemler alırlar.
Madde 5:
Taraf Devletler, bu sözleşmenin çocuğa tanıdığı haklar doğrultusunda çocuğun yeteneklerinin geliştirilmesi ile uyumlu olarak, çocuğa yol gösterme ve onu yönlendirme konusunda ana-babanın, yerel gelenekler görüyorsa uzak aile veya topluluk üyelerinin, yasal vasilerinin veya çocuktan hukuken sorumlu öteki kişilerin sorumluluklarına, haklarına ve ödevlerine saygı gösterirler.
Madde 6:
1. Taraf Devletler, her çocuğun temel yaşama hakkına sahip olduğunu kabul ederler.
2. Taraf Devletler, çocuğun hayatta kalması ve gelişmesi için mümkün olan azami çabayı gösterirler.
Madde 7:
1.
Çocuk doğumdan hemen sonra derhal nüfus kütüğüne kaydedilecek ve
doğumdan itibaren bir isim hakkına, bir vatandaşlık kazanma hakkına ve
mümkün olduğu ölçüde ana-babasını bilme ve onlar tarafından bakılma
hakkına sahip olacaktır.
2. Taraf Devletler, özellikle çocuğun tabiiyetsiz kalması sözkonusu olduğunda kendi ulusal hukuklarına ve ilgili uluslararası belgeler çerçevesinde üstlendikleri yükümlülüklerine uygun olarak bu hakların işlerlik kazanmasını taahhüt ederler.
Madde 8:
1.
Taraf Devletler yasanın tanıdığı şekliyle çocuğun kimliğini; tabiiyeti,
ismi ve aile bağları dahil, loruma hakkına saygı göstermeyi ve bu
konuda yasa dışı müdahalelerde bulunmamayı taahhüt ederler.
2. Çocuğun kimliğinin unsurlarının bazılardan veya tümünden yasaya aykırı olarak yoksun bırakılması halinde, Taraf Devletler çocuğun kimliğine süratle yeniden kavuşturulması amacıyla gerekli yardım ve korumada bulunurlar.
Madde 9:
1. Yetkili makamlar uygulanabilir yasa ve usullere göre ve temyiz yolu açık olarak, ayrılığın çocuğun yüksek yararına olduğu yolunda karar vermedikçe, Taraf Devletler, çocuğun; ana-babasından, onların rızası dışında ayrılmamasını güvence altına alırlar. Ancak, ana-babası tarafından çocuğun kötü muameleye maruz bırakılması ya da ihmâl edilmesi durumlarında ya da ana-babanın birbirinden ayrı yaşaması nedeniyle çocuğun ikametgâhının belirlenmesi amacıyla karara varılması gerektiğinde bu tür bir ayrılık kararı verebilir.
2. Bu maddenin birinci fıkrası uyarınca girişilen her işlemde ilgili bütün taraflara işleme katılma ve görüşlerini bildirme olanağı tanınır.
3. Taraf Devletler, ana-babasından veya bunlardan birinden ayrılmasına karar verilen çocuğun, kendi yüksek yararına aykırı olmadıkça, ana-babanın ikisiyle de düzenli bir biçimde kişisel ilişki kurma ve doğrudan görüşme hakkına saygı gösterirler.
4.
Böyle bir ayrılık, bir Taraf Devlet tarafından girişilen ve çocuğun
kendisinin ana veya babasının veya her ikisinin birden tutuklanmasını,
hapsini, sürgün, sınırdışı edilmesini veya ölümünü (ki buna devletin
gözetimi altında iken nedeni ne olursa olsun meydana gelen ölüm
dahildir) tevlit eden herhangi benzer bir işlem sonucu olmuşsa, bu
Taraf Devlet, istek üzerine ve çocuğun esenliğine zarar vermemek koşulu
ile; ana-babaya, çocuğa veya uygun olursa, ailenin bir başka üyesine,
sözkonusu aile bireyin ya da bireylerinin bulunduğu yer hakkında
gereken bilgiyi verecektir. Taraf Devletler, böyle bir istemin başlı
başına sunulmasının ilgili kişi veya kişiler bakımından aleyhe hiçbir
sonuç yaratmamasını ayrıca taahhüt ederler.
Madde 10:
1. 9
uncu Maddenin 1 inci fıkrası uyarınca Taraf Devletlere düşen
sorumluluğa uygun olarak, çocuk veya ana-babası tarafından, ailenin
birleşmesi amaçlarıyla yapılan bir Taraf Devlet ülkesine girme ya da
onu terketme konusundaki her başvuru, Taraf Devletlerce olumlu, insani
ve ivedi bir tutumla ele alınacaktır. Taraf Devletler, bu tür bir
başvuru yapılmasının başvuru sahipleri veya aile üyeleri aleyhine
sonuçlar yaratmasını taahhüt ederler.
2. Ana-babası, ayrı devletlerde oturan bir çocuk olağanüstü durumlar hariç, hem ana hem de babası ile düzenli biçimde kişisel ilişkiler kurma ve doğrudan görüşme hakkına sahiptir. Bu nedenle ve 9 uncu maddenin 1 inci fıkrasına göre Taraf Devletlere düşen sorumluluğa uygun olarak, Taraf Devletler çocuğun ve ana-babasının Taraf Devletlerin ülkeleri dahil herhangi bir ülkeyi terketmeye ve kendi ülkelerine dönme hakkına saygı gösterirler. Herhangi bir ülkeyi terketme hakkı, yalnızca yasada öngörüldüğü gibi ve ulusal güvenliği, kamu düzenini, kamu sağlığı ve ahlak veya başkalarının hak ve özgürlüklerini korumak amacı ile işbu Sözleşme ile tanınan öteki haklarla bağdaştığı ölçüde kısıtlamalara konu olabilir.
Madde 11:
1.
Taraf Devletler, çocukların yaşadığı yollarla ülke dışına çıkarılıp
geri döndürülmemesi halleriyle mücadele için önlemler alırlar.
2. Bu amaçla Taraf Devletler iki ya da daha çok taraflı anlaşmalar yapılmasını ya da mevcut anlaşmalara katılmayı teşvik ederler.
Madde 12:
1. Taraf
Devletler, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendini
ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını bu
görüşlere çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygun olarak, gereken
özen gösterilmek suretiyle tanırlar.
2. Bu amaçla, çocuğu etkileyen herhangi bir adli veya idari kavuşturmada çocuğun ya doğrudan doğruya veya bir temsilci ya da uygun bir makam yoluyla dinlenilmesi fırsatı, ulusal yasanın usule ilişkin kurallarına uygun olarak çocuğa, özellikle sağlanacaktır.
Madde 13:
1.
Çocuk, düşüncesini özgürce açıklama hakkına sahiptir; bu hak, ülke
sınırları ile bağlı olmaksızın; yazılı, sözlü, basılı, sanatsal biçimde
veya çocuğun seçeceği başka bir araçla her türlü haber ve düşüncelerin
araştırılması, elde edilmesi ve verilmesi özgürlüğü içerir.
2. Bu hakkın kullanılması yalnızca :
Madde 14:
1. Taraf Devletler, çocuğun düşünce, vicdan ve din özgürlükleri hakkına saygı gösterirler.
2. Taraf Devletler, ana-babanın ve gerekiyorsa yasal vasilerin; çocuğun yeteneklerinin gelişmesiyle bağdaşır biçimde haklarının kullanılmasında çocuğa ol gösterme konusundaki hak ve ödevlerine, saygı gösterirler.
3. Bir kimsenin dinini ve inançlarını açıklama özgürlüğü kanunla öngörülmek ve gerekli olmak kaydıyla yalnızca kamu güvenliği, düzeni, sağlık ya da ahlâki ya da başkalarının temel hakları ve özgürlüklerini korumak gibi amaçlarla sınırlandırılabilir.
Madde 15:
1. Taraf Devletler, çocuğun dermek kurma ve barış içinde toplanma özgürlüklerine ilişkin haklarını kabul ederler.
2. Bu hakların kullanılması, ancak yasayla zorunlu kılınan ve demokratik bir toplumda gerekli olan ulusal güvenlik, kamu güvenliği kamu düzeni yararına olarak ya da kamu sağlığı ve ahlâkın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla yapılan sınırlamalardan başkalarıyla kısıtlandırılamaz.
Madde 16:
1. Hiçbir
çocuğun özel yaşantısına aile, konut ve iletişimine keyfi ya da haksız
bir biçimde müdahale yapılamayacağı gibi, onur ve itibarına da haksız
olarak saldırılamaz.
2. Çocuğun bu tür müdahale ve saldırılara karşı yasa tarafından korunmaya hakkı vardır.
Madde 17:
Taraf
Devletler, kitle iletişim araçlarının önemini kabul ederek çocuğun;
özellikle toplumsal, ruhsal ve ahlâki esenliği ile bedensel ve zihinsel
sağlığını geliştirmeye yönelik çeşitli ulusal ve uluslararası
kaynaklardan bilgi ve belge edinmesini sağlarlar. Bu amaçla Taraf
Devletler:



Atiye Deniz -01
Muamma
Atiye Deniz -02
Aşkına da Sanada
Atiye Deniz -03
Günaydın
Atiye Deniz -04
Yalancı Mevsim
Atiye Deniz -05
Deli Ya (Farkı Ortada)
Atiye Deniz -06
Dondurma
Atiye Deniz -07
Salla
Atiye Deniz -08
Bile Bile
Atiye Deniz -09
Don't Think
Atiye Deniz -10
No Body
Atiye Deniz -11
Dondurma (Remix)
Atiye Deniz -12
Salla (Remix)
Atiye Deniz -13
Atiye Deniz - Kal(Eksik)


Sıla - İmza 2009 FuLL ALbum
01
Sevişmeden Uyuyalım
02
Bitse de Gitsek
03
Masumum
04
Yara Bende
05
Ne Çok
06
En Doğru Zaman
07
Bana Biraz Renk Ver
08
Her An Aksilik Çıkabilir
09
İnşallah
10
Yoruldum



Ata Sözleri
Adam olana bir söz yeter:
Dürüst, anlayışlı ve iyi ahlâklı kimselere bir şeyi bir defa söylemek
yeterlidir. İstenileni yapmak için tekrar tekrar ikaz etmek zorunda
kalınan insanlarda akıl, ahlâk veya kişilik yönünden eksiklik var
demektir. Bir konuda anlayışsızlık göstermek art niyet belirtisidir.
Bir kimseye bir iş yaptırmak bir öğüt vermek veya doğru yolu göstermek hususunda yakınırken söylenir.
Az söyle, çok dinle:
Konuşmak insanoğluna bağışlanan nimetlerin en büyüklerindendir. Buna
rağmen yerinde ve uygun konuşma, herkesin başaramadığı bir meziyettir.
Sözün en güzeli, az ve öz olanıdır. İnsanın karşılaştığı kötü
durumların pek çoğu dili yüzündendir. Çok konuşan çok hata yapar. Sırf
konuşmuş olmak için veya gereksiz yere konuşanların başı dertten
kurtulamaz. Oysa az konuşup çok dinlemenin pek çok yararları vardır.
Gerekmedikçe konuşmamak bir saadet, çok dinlemek de bir erdemdir.
Herkesin bu kurala uyması gerekir.
Çok konuşanlara tembih, yetişme çağındaki insanlara tavsiye için söylenir.
Büyük lokma ye (de) büyük söyleme:
Başkalarını eleştirirken onları kınamamak gerekir. Eleştiriler
genellikle yapıcı olmalı, hele hele kendimizi eleştirilen kişiden asla
üstün görmemelidir. Büyük konuşmak insanın değerini azaltır. Kaldı ki
başkalarını kınayan kişi çok zaman aynı duruma kendisi de düşmüştür.
Ayıplamak, ayıplanan durumu davet etmek gibidir.
Kendilerini üstün görme çabasıyla başkaları aleyhinde atıp tutanlara bir tembih sözü olarak söylenir.
Derdini söyleyemeyen, derman bulamaz:
Çaresizlik içinde bocaladığımız birçok durumlar vardır ki başkalarına
açılamadığımız için bir çıkış yolu bulamayız. İnsanın tek başına
halledemeyeceği müşküller olabilir. Bu durumda bize yardımı
dokunabilecek birisine müracaat etmek kaçınılmazdır. Aksi takdirde içe
gömülen dertler, kişileri ruh bunalımlarına sürükleyebilir.
Zor anlarda bir yol gösteri aramanın gerektiğini vurgulamak için söylenir.
Dil epsem (olsa), baş esen (olur):
(Epsem: Suskun)
insanların başına gelen felâketlerin pek çoğu, dillerini
tutamadıklarındandır. Her şeyi her yerde söyleyen densiz ve gevezeler
elbette birtakım şimşekleri üzerlerine çekerler. Diline hakim olamayan
kişi de elbette kötü uygunsuz sözlerinin cezasını görür.
(Ayrıca . Bülbülün çektiği dili belâsıdır.)
konuşurken düşünmek ve temkinli davranmak ile ya hayrı konuşmak veya susmak gerektiğini anlatır.
Dilin kemiği yoktur:
Kişiler değişik zamanlarda apayrı fikirleri savunabilir; bugün kara
dediklerine yarın ak diyebilirler. Konuşmak kolaydır, atıp tutmak da.
Ama iş icraata gelince söyleneni yapmak güçleşir. Hele hele kötü sözler
söyleyip tehditler savurmak asla hoş görülmez.
Uygunsuz ve kabul edilemeyecek sözler söyleyen kişiler hakkında kullanılır.
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar:
Toplumlar genel eğilimlerine göre sosyal hayatlarını düzenlerler ve
toplumun genel gidişatı bireyleri de etkiler. Herkesin yalancı,
düzenbaz, ahlâksız olduğu bir toplumda birilerinin dürüst, doğru ve iyi
olması hazmedilemez. Daima hakkı, haklıyı gözeten doğruyu söyleyen
böyle kişiler, başkalarının çıkarlarına engel oldukları için
dışlanırlar ve zulüm görürler. Ne olursa olsun doğrudan ayrılmamak
gerekir. Başkaları bana zarar verir korkusuyla gerçekleri söylememek,
toplumları yıkan en kötü hastalıktır.
Hak�tan yana olup doğruyu söylediği için zarar gören insanları teselli amacıyla söylenir.
Doğru söz acıdır:
Kötü davranışları alışkanlık edinen ahlâksız insanlar bile ahlâklı ve
dürüst olmayı ister, böyle görünmeye can atarlar. Çünkü çıkarları bunu
gerektirir. Bir gün birinin çıkıp onlar hakkındaki gerçekleri bütün
çıplaklığıyla söylemesi onlara çok acı gelir. Ancak yine de doğru sözü
söylemekten kaçınmamalıdır.
Menfaate dokunan gerçeklerin söz konusu edildiği zamanlarda söylenir.
Doğru söze ne denir!..
Gerçekler yorum kabul etmez. Onlar hakkında art niyetli söylenecek her
söz sahibine zarar verir. Bu bakımdan doğru, mantıklı ve güzel çözümler
getiren sözler tartışılamaz. Atasözleri buna misaldir; aksini söylemek
pek mümkün değildir.
Doğru bir sözü kabullenmek gerektiğini tavsiye için söylenir.
Doğru söz yemin istemez:
Yemin, bir sözün doğruluğunu ispatlamak üzere çok gerekli hâllerde
başvurulan bir ahittir. İnsanlar yalan söylemedikleri zaman yemine
ihtiyaç kalmaz. Bu bakımdan Türk-İslâm töresinde yemin hoş
karşılanmamaktadır. Doğru söz, başka olaylarca da desteklenir. Oysa bir
sözün yalan olması, ilgili olaylarla da ortaya çıkabilir. Bu bakımdan
asla yemine ihtiyaç duymayacak kadar dürüst olmak gerekir. Zira
sözlerini yemin ile kuvvetlendirmek isteyen kişilere şüpheyle bakılır.
Kendisine saygısı olan insanlar ise zaten yemine ihtiyaç duymazlar.
Bir sözün doğru olduğunu ispatlayan belirtilerin ortaya çıkması üzerine söylenir.
Dost acı söyler:
Kişiler arasındaki ilişkilerde bazı kusurları yüze vurmak tarafları
incitebilir. Bu sebeple aralarında sıkı dostluklar bulunmayan insanlar
hem karşısındakini kırmak ve utandırmamak, hem de kendisini
eleştirdiğini gösterip de düşmanlığını kazanmamak için onun kusurların
görmezden gelirler. Oysa gerçek dostlar, karşılarındakinin iyiliğini
istediklerinden her türlü eleştiriyi yaparlar. Ta ki dostu kusurlarını
düzeltsin ve başkalarına karşı eksikli olmasın. Ama gerçekleri söylemek
kişilere ağır geldiği için bir dostun eleştirel sözleri acı kabul
edilir. Unutmamalıdır ki yapıcı acı söz, boş iyi sözden üstündür.
Kişiler, iyiliklerini düşündükleri dostlarını tenkit ederken, bu atasözüyle fikirlerini kuvvetlendirirler.
Gafile kelâm, nafile kelâm:
Çevresinde olup bitenlerle ilgilenmeyen veya ilgilenmek istemeyen
kişileri o konuda uyarmak boşunadır. Zira onlar ileriyi görmemekte
direnir ve olaylar karşısında gaflet gösterirler. Bu bakımdan
kendilerini uyarmak için söylenen sözler hep boşa gider, işe yaramaz.
Laf anlamamakta ısrar edenler hakkında söylenir.
Hayvan koklaşa koklaşa; insan söyleşe söyleşe:
Hayvanların tanışma ve yakınlıkları içgüdüsel olarak koklaşa koklaşa
sağlanır. İnsan ise akıllı bir varlık olup bunu söz ile ifade eder.
Dolayısıyla insanların yakınlıkları konuşarak sağlanır. Birbirini
anlamayan kişilerin beraberlikleri mümkün değildir. Zira insanları bir
arada tutan en önemli unsur fikir birliğidir.
Sosyal ilişkilerde diyaloğun önemini vurgulamak için söylenir.
İki dinle bir söyle:
Çok konuşmak kişilerin başına pek çok zararlar açabilir. Yanlış, yalan,
uygunsuz sözler ancak çok konuşan veya konuşmayı çok seven kişilerde
bulunur. Oysa az, öz ve kısaca konuşarak meramı anlatmak ideal bir
yöntemdir. Az konuşmak, düşünerek ve yerinde konuşmak demektir. Aceleci
davranıp hazırcevaplık taslamak iyi değildir. Karşımızdakini dinlemek
ona bir şeyler anlatıp durmaktan elbette iyidir.
Çok konuşup başkalarını rahatsız edenler veya terbiye çağındaki kişilere tavsiye için söylenir.
İmam bildiğini okur:
Cami ne kadar büyük olsa; imam (yine) bildiğini okur.
İyi nasihat verilir; iyi ad verilmez:
Herkes başkalarına güzel öğütler verebilir. Ama hiç kimse bir diğerine
güzel bir nâm kazandıramaz. İyi isim, kişinin kendi gayretiyle
kazanılır. Kişileri doğru yola çağırmak mümkündür; ama hareketlerini
tayin etmek, sözlerini ve davranışlarını, huylarını belirlemek mümkün
değildir.
İyi bir kişi olmak hususunda, herkesin kendisinin gayret göstermesi gerektiğini vurgulamak üzere söylenir.
Kadı anlatışa göre fetva (hüküm) verir:
Birden fazla kişiyi ilgilendiren olaylarda herkes kendisini haklı bulur
ve olayı lehine yorumlayıp anlatır. Bu durumda tarafları dinleyen kişi,
eğer olaya şahit olmamışsa, anlatılanlara bakarak hüküm verir. Bu da
çoğunlukla her iki tarafın aynı anda haklı olması demektir. Her ne
olursa olsun gerçekleri saptırarak anlatmamak lazımdır.
Gerçekte haksız olan kişilerin haklı çıkması durumunda olayları çarpıttıklarını vurgulamak üzere söylenir.
Kara haber tez duyulur:
Kötü bir olayın haberi, olayla ilgili kişilere en kısa zamanda
ulaştırılır ki bir an önce gereken önlemler veya yapılması gereken
işler yapılsın. Buradan hareketle ölüm, kaza, hastalık, belâ gibi kötü
olayların haberleri de hemen yayılır. Aslında kimse böyle bir haberi
duymak istemez. Duyunca da bunun erken olduğunu düşünür.
Kötü bir haberin duyulması üzerine söylenir.
Kem söz (kalp akçe) sahibinindir:
(Kem: kötü)
İnsanlar zaman zaman kötü sözler söyleseler de sonradan bu sözleri
kabul etmek istemezler. Hiç kimse kötü bir şeye sahip olmak istemez.
Dolayısıyla kötü sözler çoğunlukla inkâr edilir. Buna rağmen halk o
kötü sözün sahibini elbette bilir. Bu tıpkı sahte ve geçmeyen paralar
gibidir. Kimse bu paraları kabul etmeyince sahibinde kalır.
Kötü söz ve davranışlardan kaçınmak gerektiğini vurgulamak üzere söylenir.
Kuru laf (boş lakırdı) karın doyurmaz.
Boş sözün insana hiçbir faydası olmaz. Böyle lakırdılardan ne iyi bir
sonuç alınabilir; ne de o sonuç işe yarar. Söz öncelikle doğru ve
tutarlı söylenmeli, sonra da hareket ve çalışma ile desteklenmelidir.
Aksi takdirde hiç kimse yalnızca konuşmak, atıp tutmakla bir iş
başaramaz.
Boş sözlerle gevezelik edenler için söylenir.
Laf lafı açar (laf da kutuyu açar):
Sözün en etkili ve değerlisi, az ama öz olanıdır. Eğer konuşma uzayacak
olursa, sözden söze geçilir ve hiç ortada olmayan konular hakkında
konuşulmaya başlanır. Belki asıl konuşulması gereken konu dağıtılmış,
unutulmuş bile olur. Keza söz uzadıkça sırlar da yavaş yavaş açılır ve
gizli kalması gereken hususlar ortaya dökülür. Bu bakından merama
yetecek kadar konuşmak en doğru yoldur.
Kısaca, görüşülmesi gereken bir konunun boş lakırdılar ile uzaması üzerine söylenir.
Lafla peynir gemisi yürümez:
Maksada ulaşmak, ancak çalışmakla olur. Bir kişinin �Şöyle yaparım,
böyle ederim�� diye söylenmesi hiçbir işi hâlletmez. Ancak söylediğini
yapanlar sonuca ulaşır. Aksi takdirde boş laflar, atıp tutmalar ve kuru
övünmeler ile iş yürümez.
Yapamayacağı şeyleri çok kolaymış gibi anlatarak olduğundan büyük görünmek isteyen kişiler hakkında söylenir.
Lafla pilav pişerse, deniz (dağ) kadar yağı benden:
Söz söylemek, iş görmeye ve başarı elde etmeye yetmez. Çalışarak hedefe
ulaşılabilir. Yoksa söz söylemeye gelince herkes yüksekten atabilir.
İnsanların olduklarından daha üstünmüş gibi görünmeleri hiçbir işi
hâlletmez. Eğer bu tutum geçerli bir yol olsaydı, kişiler
birbirlerinden daha fazla palavra söyleyerek başarılı olurlardı.
Marifet çalışmak, didinmek ve gayret saf etmektedir.
Kuru sözler ile kendini övenlere karşı bir ikaz sözü olarak söylenir.
Laf torbaya girmez:
Ağızdan çıkan bir sözün hiç söylenmemiş gibi gizlenmesi imkânsızdır.
Onu duyan kişiler üzerinde, iyi veya kötü mutlaka bir etki yapar ve
yayılır. Bu durumda pişman olunan sözler, söyleyen kişilere zarar
verir. O hâlde her sözü düşünerek söylemek, önünün ardını hesap etmek
gerekir. İstenmeyen durumlarla karşılaşmamak için sözlerimize çok
dikkat etmeliyiz.
Söz söylerken iyi düşünmenin ve temkinli davranmanın gerekliliğini anlatmak üzere söylenir.
Leyleğin ömür laklakla geçer:
Aylak kişiler zamanlarının çoğunu konuşmakla geçirirler. Oysa bu
gevezeliklerinden hiçbir yarar elde edilemez. Bilakis zaman boşa
tüketilmiş, yapılması gereken işler yapılamamış olur. Hiçbir iş
yapmadan ileride yapacağı işleri anlatan; ama hiçbirini yapmaya
yanaşmayan ince insanlar vardır ki başkalarını meşgul etmekten öte bir
meziyetleri yoktur. Bu türden kişilerin çenesine takılarak zamanımızı
boşa harcamamalıyız.
Boş konuşmayı ve atıp tutmayı kendine huy edinen kişiler hakkında söylenir.
Marifet iltifata tâbidir:
Kişilerin başarıları takdir edildiği ve karşılığı verildiği müddetçe
daha iyi sonuçlar elde edilir ve başarıların devamı sağlanır. Çok
kaliteli bir mal üreten kişi, eğer o mala alıcı bulamıyorsa başarısının
bir anlamı yoktur. Kişilerin yararına kullanılmayan başarılar devamlı
olamaz.
Beceri ve başarıları ödüllendirmek gerektiğini vurgulamak üzere söylenir.
Muhabbet iki baştan (olur):
İyilik iki baştan olur.
Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz:
İnsanlar enyin olup neyin olamayacağını tahmin edebilirler; ama
bilemezler. Bir şeye daha önceden �Olmaz, imkânsız, gerçekleşemez!�
gibi müdahalelerde bulunmak sakıncalıdır. Çünkü dünyada olmayacak şey
yoktur. En olmayacakmış gibi görünen pek çok olay gerçekleşmiş, hiç
akılda bulunmayan hadiseler vuku bulmuştur.
Umulmadık bir olay, veya bir olayın olmak ihtimaline itiraz edenlere tavsiye ve ikaz için söylenir.
Söyleme dostuna, o da söyler dostuna:
Güvenme dostuna, saman doldurur postuna.
Söyleyenden dinleyen ârif gerek:
Dinleyen kişiler eğer dikkatle dinliyorlarsa, konuşanın ne demek
istediğini veya sözü nereye getireceğini kolayca anlayabilirler. Öyle
hâller vardır ki bir söz üstü kapalı söylenir. Bu durumda dinleyenin
dikkati başka şeyde ise imajı anlaması zor olur. Onun için bizimle
konuşan kişiyi mutlaka can kulağı ile dinlemeliyiz. Nitekim bu davranış
tarzı bir nezaket kuralıdır. Keza çok konuşmak yerine çok dinlemek de
insanın değerini ve bilgeliğini artırır.
Karşımızdaki kişiyi can kulağıyla dinlemeyi tavsiye veya anlamamakta ısrar edenleri ikaz için söylenir.
Söyleyene değil, söyletene bak:
Kişiler her zaman konuşmalarını kontrol altında tutamayabilirler.
Aceleci veya fevri davranışlarda ne söylediğimizi bilemeyebiliriz.
Bazen de gerçekten insan hiç düşünmediği bir şeyi söyleyiverir. Hele bu
sözler doğru olması istenen sözler ise, o kişiye bu sözleri Allah�ın
söylettiğine inanılır. İçten ve samimi söylenmiş sözlerin çoğu bu
türdendir.
Söylenmek istenilen hoş bir sözün başkası ağzından duyulması üzerine söylenir.
Söz ağızdan çıkar (namustur):
Dürüst ve yiğit kişiler ahitlerine sâdık kalır ve hiçbir sözlerini
inkâr etmezler. Daha önce verdikleri sözde durur ve söylediklerini
yaparlar. Yapamayacağı şeyi söyleyen kişi ise insanları aldatan bir
hain demektir. Verilen söze namusumuz gibi sadık kalmalı ve gereğini
yapmalıyız. Çünkü söz ve vaad, namus kadar kutsaldır.
Kişilerin, verdikleri sözde durmaları için ikaz mahiyetinde söylenir.
Söz gümüşse sükût altındır:
Konuşmak, güzel ve yararlı olduğu zaman en büyük erdemdir. Ancak bundan
da büyüğü susmak ve dinlemektir. Konuşmak kişinin başına olmadık işler
açabilir; ama susmak insanın değerini artırır. Unutmamalıdır ki
kişilerin başına gelen kötü hâllerin pek çoğu dillerini
tutamamalarındandır.
Susmak ve dinlemenin konuşmaktan üstün olduğunu vurgulamak üzere söylenir.
Söz var, iş bitirir; söz var, baş yitirir:
İnsanlar konuşarak ilişkilerini sürdürürler. Öyle sözler edilir ki
muhatabı etkiler ve ondan umulan davranışı ortaya çıkarır. Ancak yine
öyle sözler vardır ki muhatabı kızdırıp kötü olayların ve felâketlerin
ortaya çıkmasına yol açar. Konuşurken yumuşak, olumlu, ılımlı, tatlı ve
ikna edici konuşmalı; hakaret dolu, ölçüsüz, sert ve kötü sözler
söylememelidir.
Ölçülü ve yapıcı konuşmanın gerekliliğini vurgulamak için söylenir.
Sükût ikrardan gelir (sayılır):
(İkrar: Bir şeyi kabul ettiğini söylemek)
kişilere yönelik teklif ve suçlamalarda suskun kalmak, söylenilenleri
kabul etmek demektir. Suçlandığımız şeye itiraz etmiyorsak o suçu
üstlenmiş sayılırız. Keza görüş bildirmemiz gereken bir hususta
susuyorsak karşımızdakinin görüşünü benimsemiyoruz demektir.
Konuşulanlar karşısında sessiz kalmayı yeğleyen muhatap hakkında söylenir.
Tatlı dil, yılanı deliğinden çıkarır:
Tatlı dil ile söylenen her söz mutlaka etkisini gösterir ve kişileri
istenilen hedefe ulaştırır. Tatlı söz, güzel huy ve güler yüz, herkesi
meftun eder. Acı sözler ile kırıcı davranışlar ve kötü huy ise
insanları olumsuz yönde etkiler, olacak işleri olmaz kılar. Acı sözler
ile hiçbir hedefe ulaşmak mümkün değildir. Yer, zaman ve kişilere uygun
tatlı dil ile insanlara her şey yaptırılabilir. Bunun için herkes tatlı
dili huy edinmelidir.
Tatlı dilli ve güler yüzlü olmanın önemini vurgulamak üzere söylenir.

Fenerbahçenin 1-0 öne geçtiği maçta bursaspor 86.dakikada 1-1 eşitliği
sağladı ve kalecinin de golü ile fenerbahçeyi kendi sahasında 2-1
elemesini bildi.
maçın geniş özetini yakında sitemize ekliycez arkadaşlar
BUYRUN EKLEDİK ARKADAŞLAR İZLEYEBİLİRSİNİZ..

|
|